7 Kasım 2015 Cumartesi

İstanbul'un Rüzgarını Severmiş Gibi

girl, rain, and window resmi



Yağmur yağıyor. Pencereye çıkıyorum. Sanki burası İstanbul değil.Sanki başka bir şehir.
Ama hayır,kolumu uzatıyorum dışarı; yağmurunu hissediyorum. Sonra martı seslerini duyuyorum ve görüyorum beyaz kanatlı arkadaşlarımı. Diğer kolumu da uzatıyorum ve yukarı bakıyorum. Yüzümdeki bu ıslaklık; yağmur mu, gözyaşlarım mı? Bir ağaç var pencerenin hemen önünde. Rüzgar sallandırıyor yapraklarını. Rüzgarın kıymetini bilmemişiz. Yağmurlara şiirler yazmışız,ya da karda oynamayı öğrenmişiz. Güneşe sevinmişiz ama rüzgarı unutmuşuz. İnsanın yüzüne çarpan rüzgarın huzurunu ya da rüzgarın getireceği haberleri unutmuşuz. Fısıldayacağı mutluluklar ve haykıracağı acılar. Biraz vefasızmışız. İstanbul'u bile unutmuşuz. Çok koşmuşuz. Yorulmuşuz. Bütün koşuşturmalarımızı izleyen Galata gülmüş bize ''boşuna'' demiş ''koşuşturmalarınız; hepsi koştu, hepsi yoruldu hepsi öldü''
Ama eğer yorulacaksam, İstanbul'da yorulmak isterim. Eğer seveceksen, İstanbul'da sev beni. Rüzgarı severmiş gibi. Öleceksem İstanbul'da ölmeliyim. Ağlayacaksam İstanbul'un yağmurlarıyla ağlamak, güleceksem İstanbul'dan doğan güneşe karşı gülümsemek isterim.
Kalemim İstanbul'u yazmalı, kelimelerim bu şehri anlatmalı. Martılarıyla konuşmalı, İstanbul'u yaşamalıyım ben. Bu şehirle dost kalmalıyım.