15 Mayıs 2016 Pazar

yalanlar üzerine sanatsallığını kaybetmiş kuytular ve çivi yazısı cümleler

Zihnimin en kuytularına çivilerle kazıdığım cümleler; şimdilerde kaybolmaya başladığım kuytular.

''Gülüşünden kırmızı laleler açacak''  Ve şimdi bu baharda İstanbul'un bütün lalelerini katletmek isteyen bir yürek düşün. Aralarına çöküp,bütün çığlıklarını dökerek,laleleri yolan, öldüren.

''Yüzümü güldüren kişisin,beni üzsen de seni severim.''  Ve şimdi gülerken canı yanan bir yürek düşün. Sana gülümsemeyi özleyen.

''Benim en büyük hayalim sensin.''  Ve şimdi hayal kurmayı unutan bir yürek düşle. En güzel hayalini öldürdüğün.

''Söz veriyorum,yemin ederim.''  Ve şimdi dünyada söylenmiş olabilecek bütün yalanları düşle. Söylediklerim uydurma misaliydi belki. Şimdi bütün o yalanları ve ne kadar iç çekişe sebep olabilceğini düşle. Acıyan ciğerleri de.


''Gülümseyen yüzüne düşen kar tanelerini seviyor olman gibi,habersizce.''

 Hangi ruha yazıldığı meçhule giden şiirler, birden fazla ruha hitaben dilden düşüp basitleşen kelimeler. Kurcalamayı bıraksan da rahatsız eden geçmişler ve zifiri karanlık gözüken belirsiz gelecekler.

 Bak ben unutmam. Gün gelir canımın en içi; en büyük kahroluşum olursun. Ben yine unutmam. Belki şiirlerim olursun belki yazdığım son destan, diğer bir deyişle son pişmanlığım. Ben yine unutmam. Bak sen herkes olabilirsin, bana unutuluyor deme. Ben unutmam.

 Bak ben bilmiyorum. Kafamda sorular var dillendirmeye korktuğum. Nedenler ve nasıllar.
Bu kadar fazla sorunun cevabında saklanan bilinçsizlik, üzüyor beni.

''Parmak uçlarından öperim.''  Belki de benim derdim yazmaktan acımaya başlayan parmaklarımda. Susmaktan dudaklarımda kalan kahve kokulu kelimelerde. Ve yine kahve içmekten sarhoş olan zihnimde.
Benim bütün derdim, belki de, yazıp yazıp acımadan yaktığım sayfalarda. Bak bu kül olmuş sayfalarda saklı çok fazla acı var. Fazlaca çaresizlik var güçlü görünmeye çalışan. Belki kimseye ihtiyacın yok ama düşünsene sana ihtiyacı olan birileri var.

 Bak bu çok zor. Duyulmayacağını bile bile aya karşı konuşmak ve okunmayacağını bile bile parmakların kanayana kadar yazmak.

Basitleşen duygular. Belki de kural bu ki; üzerine titrediğimiz her his sonradan basitleşir. Mesela bazı hayaller hayalken daha güzel. Ya da böylesine inandırdık kendimizi. Düşünsene belki bu umutsuzluğumuzun tesellisiydi.

 Belki de benim derdim, bütün o meçhullerle. Belkiler öldürüyor beni içten içe.

 Zihnimin en kuytularına çiviyle kazıdığım cümleler, şimdilerde yalan olduğunu anladığım kuytular.

14 Mayıs 2016 Cumartesi

sen ve ben benziyoruz


Bu bir kasaba hikayesi. Bir göl vardı boğduğu bedenlerle ve terk edilmiş bir evle birkaç solmuş bitki. Terk edilmiş bir sevgiyle bir kız vardı ve bir çocuk.
Çocuğun yüzünde maskesi vardı. Ne olduğunu, ne düşündüğünü, ne söylediğini anlamak olanaksızdı. Bir adım geride durur, kendini gizler sırlarıyla yaşardı. Geçmişi kirliydi ve kesinlikle bilinmezdi. Karşısına çıkınca kızardı. Yüzünde maskesiyle ruhunu gizlerdi. Çocuğu tanımak çok zordu. Bir torbası vardı. İçi meçhule yakın. Parası gereksinimleri vardı ya da oyuncakları. Belki sakladığı başka şeyler vardı. Ya da öldürdüğü bir ruhun parçalarını doldurmuştu torbaya.
Çocuğun elinde bir silahı vardı; kıza doğrulttuğu. Ve bir mermiyle kan akıtacaktı mutlaka. Nefretini,acılarını belki sessizliğini. Mermilerinden birini seçecekti.
Kızın tek yapabildiği teslim olmaktı. Kollarını kaldırdı, çocuğun kollarına kendini bırakmaya hazırdı. Kızın yapabildiği, olduğu gibi, tüm varlığıyla, her şeyiyle sevebilmekti.
Çocuk ateş etti mi farkında değildi. Kız yaralanmıştı. Canının acısını hissediyordu ama çocuk
onu hissedebildi mi, bilmiyordu. Çocuk istemeden kızı vurdu ve tüm mermilerini kullandı. Kız konuştu, çocuk kızdı. Kız sustu, canı yandı.
Neler yaşadıklarını ikisi de fark etmedi.  Çocuk öldürdüğünü kız öldüğünü anlamadı. Çocuk kötüydü, kız aşık.

   "'sen ve ben benziyoruz.' ve biz biraz da  bu hikayeye benziyoruz. Silahın vardı ben teslim oldum. Farkında değildik ne yaşadık ama çocuk kötüydü, kız aşık. "

Diyerek asla okunmayacak bir sayfanın sonuna not düştü bu kız. Pek bilinmedi bu iki hikaye, zaten bütün sitemler de  iç çekişlerde hapis kaldı.

1 Mayıs 2016 Pazar

güneş diğer yıldızları yer

 abduction, alice, and dark resmi




 Şimdi gel, bak yıldızların altındayız dinle geceyi. Şimdi gel kollarıma uzan ve korktuğunu hissettir bana; koruyacağım seni. Şimdi gel, sana bir hikaye anlatacağım. Bak yıldızların altındayız ve seni zerre bilmiyorum. Zerre istek de yok içimde tanımak için. Kız,erkek, belki çocuksun, belki benim kadar varsın. Belki ruhun yaşlandı yıllar önce belki tanıdıksın ya da yabancı. Belki öldün, bedeninden uzaktasın. Pek ilgilenmiyorum. Sadece gel uzan. Korktuğunu biliyorum. Aslında bana bakmaya bile korktuğunu biliyorum ama ben kötü biri değilim. Kork sen, ben koruyacağım seni.
Şimdi gel, yüksekçe bir binanın çatısındayız. Hayalini dinle şimdi. Yıldızlar yukarıda ve geride kalan her şey, insanlar dahi ayaklarının altında. Şimdi gel sana şehri göstereceğim. Şimdi sana acı gerçekleri ve acımasız yalanları anlatacağım. Şimdi gel, uzan önce yıldızları say. Bittiğinde ve gözlerimin içine baktığında sana gözbebeklerinde parlayan şehri ve ışıklarını anlatacağım.
Ana caddeleri,kalabalıkları ve kargaşayı. Gürültüyü. Ara sokaklara bakmak ister misin? Kimsesizliğe ve çaresizliğe, ölüme,yutulan çığlıklara,karanlık ve sessizliğe. 
 İstersen bütün evleri tek tek gezelim. Mutluluğa sevgiye,aileye, kavgaya, üzüntülere,strese,eğlenceye ve bütün o arzulara arsızca şahit olalım.
 Uçup her apartmanın çatısına konalım ve duvarlara başımızı yaslayıp bütün sırları dinleyelim.
Şimdi gel, korkuyorsun ben koruyacağım seni. Şimdi geceye teslim ol. Yüzünde bir maske var, içimi ürpertiyor. Çıkar maskeni, duygularını haykır yeni ay'a. Hislerini görmek istiyorum. Şimdi gel bir olalım. Yüreğini aç ve gözlerime bakarak ağla. Bak karardı gece ve karardı gözlerimiz. Kimse duymayacak seni ağla. Dinle,gözyaşları masumdur. Kim olduğun önemli değil eğer ağlıyorsan; bir şairin katili ya da bir gecenin kabusu olsan da, ben affederdim seni. Gözyaşı pişmanlık ya da acıyı saklar. Bunlar sel olmuşsa sende, gel canımın en içi ol; kollarıma uzan. Şehri unut şimdi sana insanları boşver desem, boşveremeyeceksin bilirim. Düşün bütün elinde bıçak olan kötüleri, kaldırımda aşkı arayanları düşün bütün şirk koşanları ve farkında olmayanları. Bütün günahları düşün ve umutsuz günahkarlarını.İyiler yok belki de, iyi sandıkların henüz sana kötülük yapmamış kötü kahramanlardır. Sen kork insanlardan, ben koruyacağım seni.
 Şimdi gel,unut bunları. Uzan ve yıldızları say güneş doğmadan. Güneş doğduğunda diğer yıldızların ışığını söndürmüyor,izin verme seni kandırmalarına. Güneş diğer yıldızları yer,yamyam misali. Korkunç gerçek böyle.
Bak şimdi hayalini dinle. Yüksekçe bir binanın çatısındayız. Atlamak istersen koruyamam seni ama eşlik ederim bu başkaldırıya. Şimdi gel uzan. Hikayem bitmedi daha ama gece bitecek. Güneş doğacak ve biz sisli boş bir sokakta yürürken bir arabanın ön camında ağlamaktan şişmiş gözlerimize bakacağız. Buğulanmış camlarına var oluşumuzu yazacağız. Adını sormayacağım. Belki bir tarih yazacağız ama ben hangi yılda olduğumuzu da sormayacağım. Günleri karıştıracağız. Sonra, gece izlediğimiz caddelerden birinde sırt sırta duracağız. İnsanlar yataklarında gözlerini ovuştururken, on adım atıp aniden birbirimize döneceğiz. Silah doğrultmayacağım sana ama sen en derin yarayı açarak kazanan kovboyu olacaksın kasabanın. Gözüne güneş vuracak karşıdan,kısacaksın karanlık gözlerini. Kaybolacağım ben. Sonra tekrar arkanı dönüp yürüyeceksin. Ölü bir kuşun tüylerini alıp yarama değdireceğim ve solan ağacın kuru yapraklarından birine, seni yazacağım kırmızıyla. Damarlarımda akıp kanıma karışacaksın. Veda etmeden ayrılacağız ve tekrar görüşürüz gibi boş vaatlerden bahsetmeyeceğiz. Tekrar görüşmeyeceğiz. Güneş doğunca sen benim varlığımdan bihaberken, ben sen unutmayacağım. Masken var tanımayacağım seni; ortak hisleri paylaştık, birbirimizin yüreğine ağladık, unutamayacağım seni.
Şimdi yüksekçe bir binanın çatısındayız güneşe az kaldı.

Hikayem bitmedi. Bu anlattıklarımın da hiç anlamı yoktu. Sadece birkaç dakika kaybolmanı istedim zihnimin derinlerinde. Kilometrelerce uzakta da olsan, hiç duymadan sesimi, aklımdan geçen karmaşaları hissedebildiysen, ne  mutlu var oluşumuza.

Velhasıl,
Şimdi gel kollarıma uzan ve korktuğunu hissettir bana. Koruyacağım seni. Ama önce uzan ve yıldızları say. Bitene kadar burdayım ben. Yüze gelmeden güneş doğarsa ya da sıkılırsan, kork sen atlarız beraber.

silgi çöpleri

  Defterinde kurşun kalem kullanmalısın. Silgi çöpleri pek de değersiz değildir aslında ya da çöp değildir gerçek anlamda.
                                                                   
Küçük bir sohbet havasında, geçmişe dair konuşmak istiyorum; hayır geçmişi hatırlamayalım. Unutmanın ne demek olduğu hakkında tartışalım. Bazen defterine baktığında bazı sayfaların çok gereksiz olduğunu görürsün. Sayfaları her çevirdiğinde o yazıları görmek seni rahatsız eder ve kurtulmaya karar verirsin. Ama defterini yakmaya ya da yırtmaya kıyamazsın. Bu yüzden kurşun kalem kullanmalısın. Silgini alır silmeye başlarsın. Tekrar tekrar gözüne çarpan bazı kelimeler belki canını acıtır, belki üzer seni. Ama bittiğinde rahatlarsın. Yalnız sorunlar kalır. Sayfa yıpranmıştır, kalemin izi az da olsa kalmıştır, belki asla doldurulamayacak bir boşluk vardır önünde ve bütün o kelimelerin saklandığı silgi çöpleri.    
 Sonra, defterin yerine hayatını,sayfanın yerine geçmişinden silmeye çalıştığın bir hatırayı koysan, parçalar ne güzel oturuyor yerine. Tamamen yok etmeye kıyamıyorsun, silmeye çalıştıkça yoruluyorsun,arada bazı anlar seni derinden üzüyor belki. Temizledikçe sayfa gibi sen de yıpranıyorsun. Ne yaparsan yap kalemin izleri kalıyor ve silgi çöpleri.
  Bu yüzden sayfaları karıştırıp geçmişle yüzleşmek zordur derler. Bu hikayede silginin ne olacağı sana kalmış belki. Ama bir insan olmamalı kanımca. Çünkü silgi yazılanları silmeye çalıştıkça tükeniyor.